Translate

Milena'ya Mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milena'ya Mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2016 Perşembe

Milena’ya Mektuplar – VI

“Her nedense bugün bu telgrafa ihtiyacım vardı, nasıl anladın bunu? Neye ihtiyaç duyarsam duyayım hemen tedarik eden doğal içgüdülerin… Aslında insan kendisi için doğru olanı sende buluyor Milena…”


Kafka’nın Milena’sına özenle ve biraz olsun sıkılmadan, yorulmadan, hasta yatağına rağmen hiç zorlanmadan yazdığı mektuplarda sona yaklaşılıyor. Sayfalar süren aşk hikayesi deyimi yerindeyse can çekişiyor. Ve mücadelesi zor zamanlardan geçiyor iki aşık.

Mektuplarda uzun bir süre günlük hayatlarını anlatıyorlar. İş yerlerine gelip gidenleri, onlarla olan konuşmalarını dahi yazıp birbirleri ile paylaşıyorlar. Mektuplaşma bir nevi günümüz mesajlaşmalarına dönüyor bazı zamanlar. Aynı edebiyat çevresinde olmalarından olacak ortak arkadaşları, tanıdıkları da çok ve bu zaman zaman birbirlerini kızdıracak nedenler doğuruyor. Ama yine de sevgi dolu halleri, merakla mektup beklemeleri devam ediyor.

“Bugün mektup gelmedi, çok saçma, mektup gelmediği zaman bugün istisna bir gün diyorum.”

Kafka her duygusunu doruklarda yaşıyor bana göre. Aşkı da takıntılı bir aşk korkusu da derin bir korku. Ama bana kalırsa bu korku yalnızca Milena’ya özgü bir korku değil, bu korku Kafka’nın hayatının her noktasında büyük bir yer kaplayan ve onda tuhaf hisler bırakan bir korku. Felice’de de yaşamıştır bu korkuyu bundandır belki de hayatının çoğunu yalnız geçirmesi. Ama onu yazmaya iten, bugün onu okuyor olmamıza sebep de o korku. Biliyoruz ki Dönüşüm’ü yazamaz herkes. Hayata farklı bir çerçeveden bakmadan anlaşılmaz onu bu öyküyü yazmaya iten korkusu. İşte bunların üzerine Kafka devam ediyor mektuplarında o çok sık kullandığı kelimeye: Korku, korku, korku…

“Lütfen Milena yanlış değerlendirme. Burada, senden uzakta, tek başıma ama yine de huzur içerisinde oturuyorum, kafamdan korku, tedirginlik gibi bir sürü şey geçiyor ve çok anlamlı olmasalar bile mektupları kafamda bunlar varken yazıyorum ve sana yazarken her şey aklımdan çıkıyor, seni bile unutuyorum ama bu şekilde iki mektubun peş peşe gelince tamamıyla kendime geliyorum.”

“Milena aceleyle yazıyorum. Bugün senden mektup gelmedi, kendi kendime bunun olağandışı, kötü bir durum olmadığını telkin edip duruyorum. Dün akşam, daha doğrusu dün gece son mektuplarını okuyarak bir saat geçirmiş olmalıyım.”

Zaman zaman, hatta çoğu zaman Milena’nın mektuplarına da kavuşabilmeyi çok istiyorum. Neler yazdığına dair merakım artıyor. Sahi hangi şehrin çöplüğüne atılmıştır ya da yanarken o kelimeler küllerine ne olmuştur? Onlarca sevgi sözcüğü ve zarflar dolusu aşk, kim tarafından kolayca atılmış ve bize ulaşması engellenmiştir?

 “Çarşamba günü yolladığım mektubu komik buldun öyle mi? Ben pek emin değilim. Eğlenceli mektuplara inanmıyorum artık, hatta şöyle düşünüyorum: Artık hiçbir mektuba inanmıyorum.”

Kafka aslında mektuplarında belli eder bazen mektupların yakında biteceğini. Bir yandan sever mektuplar olmadan yapamaz ama bir yandan da mektupların artık bitmesini ister.


“Benim hiçbir şeyim yok, adım bile, zaten onu da sana vermiştim. Bu nedenle bir noktaya kadar senden bağımsızım çünkü bağımlılık bütün sınırları tamamıyla aşıyor. Bu ya/ya da konusu çok önemli. Ya benimsin ki bu iyi bir şey, ya da seni kaybettim ki bu da kötü bir şey değil, bu durumda da hiçbir şey olmaz. Ne kıskançlık, ne sıkıntı, ne endişe, hiçbir şey kalmaz. Tabii ki birisine bu kadar bel bağlamak aşağılık bir şey ve bu nedenle korku bu temel üzerinde oluşuyor ama bu korku seninle alakalı bir korku değil, bu korku birisine güvenmeyle alakalı bir korku.”

“Evet kesinlikle bana bir angaryayı yerine getiriyormuşçasına yazma, yazmak istiyorsan bile yazma, yazmak zorunda olsan bile yazma, ama geriye ne kalıyor ki? Bunların dışında ne kalıyorsa.”

“Kesinlikle haklısın, geri dönüşü olmayan bir aptallık ve becerisizlikle uğraştım bu işi halletmeye çalıştım ama yanlış anlamalar ile dolu bir ilişkimiz olduğu için başka türlüsü mümkün değildi. Birbirimize verdiğimiz cevaplar sorunlarımızı anlamsız hale getiriyor. Artık birbirimize yazmayı bırakmalı ve geleceği geleceğe bırakmalıyız.”

Mektuplar bu şekilde devam ediyor. Duygulara yenik düşülüyor, daha sabırsız ve tahammülsüz tavırlar sergileniyor. Milena’nın, Kafka’ya yazdığı mektuplara ulaşılmıyor ama Kafka’nın mektuplarını bizlere ulaştıran Max Brod, Milena’nın da kendisine yazdığı birkaç mektubu da bize sunuyor. Az da olsa Milena’nın duygularını, yazma tarzını anlamamıza yardımcı oluyor. Ne diyelim: Milena’ya Mektuplar VII dolu dolu geliyor.

“Mektuplarını okumaya neredeyse hiç cesaretim yok, sadece arada sırada bakabiliyorum, acıya dayanamıyorum Milena…”

20 Nisan 2016 Çarşamba

Milena'ya Mektuplar - V


“Her şey bir yana, her seyahat bir rehabilitasyondur, bir silkelenme, kendine gelmedir.”
Kafka’nın, Milena’sına özenle seçtiği kelimeleri, o kelimeleri ustalıkla dizip oluşturduğu cümleleri, yüreğiyle harmanlayıp cümlelerine nakış nakış işlediği duyguları bundan önceki yazılarımda kalbimin yettiğince anlatmaya ve alıntılarla hissettirmeye çalışmıştım.


Ne tuhaftır ki bu mektupların biteceğini, mutlu sonu yaşayamayacaklarını bile bile yine de mutluluk düşlüyor insan. Mektuplarsa bu aşkı yaşatan, hele bir kavuşsunlar da, bir sabah aynı masada karşılıklı susup yalnızca yazsınlar. Kelimeleri kağıt üzerinde anlam buluyorsa ve öyle daha özgürse, hapsetsinler dillerini, yasaklasınlar sesleri. Yazsınlar ama yeter ki kavuşsunlar.

Kafka, Milena’nın cevapsızlığını kaybetmeye yorup korktuğundan olacak bir mektubunda: “Eğer mümkünse bu güvensiz dünyada (insanın çekilip kopartıldığı ve buna karşı koymak için hiçbir şey yapamadığı) seni bir defa veya bin defa, şimdi şu anda veya her an hayal kırıklığına uğratsam da benden korkup, kendini uzaklaştırma. Ayrıca, bu bir istek değil, sana da yöneltilmiş değil, kime yönelik olduğunu bilmiyorum. Perişan ciğerlerimin yorgun nefesleri bunlar.” Diyerek ifade ediyor kendini.

“Uyumak yerine tüm geceyi mektuplarınla geçirdim. Çok da kötü değil, hala mektup gelmedi senden ama bunun da zararı yok. Şu an için her gün yazışmamak çok daha iyi, sen bu gerçeği benden önce gördün. Her gün gelen mektuplar güçlendirmek bir yana zayıf düşürüyor insanı, eskiden gelen mektupları son damlasına kadar içer ve hemen kendimi on kat daha güçlü hissederdim ve yine de on kat daha artardı susuzluğum. Ama şimdi durum ciddi, okurken dudağımı ısırıyor ve şakaklarımdaki ağrıdan başka bir şey hissetmiyorum. Ama bu bile kabul edilebilir. Ama kabul edemeyeceğim tek şey hasta olman Milena, sakın hasta olma. Yazmasan da olur, yeter ki sen hasta olmayasın. Burada sadece kendimi düşünüyorum, ne yaparım sen hasta olursan? Herhalde şimdi ne yapıyorsam onu yaparım ama nasıl yapabilirim ki?”

    “Ben sadece neden yazmadığını bilmek istiyorum, küçük bir odada, dışarıda sonbahar yağmurları, tek başına, ateşli, üşütmüş, terlemiş ve bitkin bir şekilde hasta yatağında yatmadığını bilmek istiyorum, ama bu durumda değilsen o zaman sorun yok, daha ne isterim.”

İki hasta kalp ve iki şüphe. Biri yazmasa diğeri korkuyor hastalığından dolayı başına ciddi bir şey mi geldi diye, diğeri yazmasa aynı korku bu kez bu evde. Mektuplar ilaç niteliğinde, biri yazmasa diğeri daha hasta. Nitekim insan bu mektupları okudukça Milena’nın satırlarını merak etmeden duramıyor.

“Bense kısa bir zaman sonra, aniden, umarım acısız ve sakin bir şekilde toprağın altına gireceğim. Bu durumu hiç dert etmiyorum ama senin uzaklarda, hasta olman düşüncesine katlanamıyorum.”

Sahi Sevgili Bayan Milena, Kafka’nın bu sözlerine ne cevaplar veriyor? Ne denir ki bu derece takıntılı bir aşka? Mektuplarda hangi kelimeleri hangi büyüyle kullanıyor da Kafka o kelimelersiz nefes dahi alamaz oluyor. Diyorum ki keşke Milena’nın da hayatında Max Brod gibi biri olsaydı da taşısaydı o mektupları bize. Çünkü inanıyorum ki o mektuplar da Kafka’nınkiler kadar etkileyici ve bir o kadar sevgi dolu.

     “Mektup alamamanın ne kadar acı verdiğini anlıyorsun değil mi, zaten sana söylememe gerek yok. Bugün senin mektubunla benim mektubum arasında belirgin, güzel bir bağ, derin bir hasret var.”

Kafka’nın, Milena’sından beklediği mektup sonunda geliyor ve okur okumaz başlıyor yeniden kaleme sarılmaya: “Çok güzel, çok güzel Milena, ne güzel. Mektubunun getirdiği huzur, umut ve aydınlık kadar güzel bir şey yok.”

“Yazdıkların beni çok mutlu etti ve bu nedenle zırvalamalarla dolu bir cevap yazdım.”

Mektuplar niye bitti sorusuna başından beri bir kelime cevap oluyor aslında: Korku. Kafka’nın korkusu mektuplarına çoğu zaman yansıyor. Bunun için bazen mektupların artık bitmesini istiyor, ama aynı mektubun sonunu cevap beklediğini söyleyerek getiriyor. Kafka korkusuna sık sık yenik düşüyor, sonrasında çabuk toparlanıyor fakat bu duygu yakasını bir türlü bırakmıyor.

“Sevgili Milena, daha önce senden, bana her gün mektup yazmamanı istemiştim, bunda samimiydim, mektupların beni korkutuyordu. Herhangi bir nedenle birisi gelmediği zaman kendimi kötü hissediyordum, ne zaman gelen bir tanesini masanın üzerinde görsem bütün gücümü toplamam gerekiyordu, gerçi hiçbir zaman yeterli olmuyordu, eğer bugün bu kartlar gelmemiş olsaydı mutsuz olurdum. Teşekkürler…”

“Benim şanssızlığım başta önemli gördüklerim olmak üzere, bütün insanları tüm kalbim ve mantığımla iyi insan olarak görmemde. Ama nedense vücudum bu insanların hep bu şekilde iyi olacağına inanmıyor, korkuyor, dünyayı kurtaracak bir girişimde bulunmaktansa duvara doğru sinip, beklemeyi tercih eder.”

İki yürek mektup zarflarına saklanıp bize gönderiliyor. Başarısız bir aşk hikayesini taşıyor postacı. Ve Kafka’nın dediği gibi: “Sevgili Bayan Milena, bu mektuplar gözlerimi kamaştırıyor…”

26 Eylül 2015 Cumartesi

Milena'ya Mektuplar - IV

“Mektupların böyle gözlerimi görmez hale getirmesi çok ilginç Milena…”

    Kafka’nın Milena’sına yazdığı mektuplar serisinin üç yazısı da blogda en beğenilenler arasına tahmin bile edemediğim okunma sayılarıyla yerleşti ve ben de devamını getirmek çok istedim. Araya zaman girdi kabul ama diğer mektupları yeniden okuduktan sonra daha dün gibi geleceğine inanıyorum. Şimdiden sabrınız ve verdiğiniz değer için teşekkür ederim.
    Milena ve Kafka’nın aşkı bazen ‘sevmek’ fiilinin fedakarlıklarını gösterdi bize, bazen hüznümüz oldu, kavuşun artık bu aşk böyle bitmesin deyişlerimiz ve bekleyişlerimiz oldu. Bazen kızdık ikisine de, Milena’ya evliliği ve eşini sevdiği için, Kafka’ya bu takıntılı olarak nitelendirdiğimiz korkuları için... Ama her şeye rağmen onların mektuplarıyla hemhal olduk, Milena’nın mektuplarına ulaşılamamış olsa da, Kafka’nın mektuplarında bazı eksiklikler ve çıkartmalar olsa da elimizdekiler yetti aşklarına şahit olmaya.
    Diğer üç yazımda anlattığım gibi gelişiyor olaylar. Kavuşma beklentisi, görüşme merakı, hitaplardaki değişikliklerin heyecanı… Tüm duyguları yaşadık geride bıraktıkları kelimeleri ile.
    Kafka, bu geride kalan kelimeleriyle anlattığına göre, hayatına Milena’nın girmesi ile huzuru buluyor ve hayatı değişiyor. Bir mektubunda: “Hayatın güzel, sakin, tedirginliğin tek nedeninin umut olduğu(bundan iyi tedirginlik olabilir mi?) zamanlar oldu. Böyle zamanlarda olabildiğince hep yalnız kaldım. Bu kez hayatımda ilk defa böyle bir zamanı yaşadığım anda yalnız değilim. Bunun nedeni fiziksel yakınlığının yanı sıra senin huzur verici özelliğin.” Diyerek ifade ediyor bu huzurunu.


    Ama Kafka’nın her mektubunda bir şekilde dile getirdiği korkusu bitmek bilmiyor. Milena’nın varlığı ona huzur veriyor fakat gerek hastalığı, gerekse Milena’nın evli oluşu ve hatta aralarındaki mesafeler bile sebep oluyor belki de bu korkuya. Ya da kaybetme korkusuyla doluyor ve mektuplara taşıyor bu korku. “Korkumu makul bulduğun ve hemen neden korkmamam gerektiğini açıklamaya çalıştığın mektupların. Bazen rüşvet alan bir savunma avukatı gibi korkumu savunsam da, özünde ben de korkumun makul olduğunu düşünüyorum: O benim ayrılmaz bir parçam, belki de en iyi parçam…”
    “Ve bana bu korku dolu yüreğimle cumartesi gününü nasıl olup da “iyi” diye nitelendirdiğimi sorarsan açıklaması hiç de zor değil. Çünkü seni seviyorum (seni seviyorum işte budala, deniz dibindeki çakıl taşı nasıl sevilip, sarmalanır, ona bağlanılırsa ben de sana öyle bağlıyım, umarım ben de seninle denizle çakıl taşı gibi birlikte olurum) tüm dünyayı seviyorum.”
    Kafka’nın böylesine çok sevdiği Milena’sının doğum günü olan 10 Ağustos geliyor ve Kafka hastalığından duyduğu acıları da söyleyerek: “Öksürmeksizin herhangi bir türde doğum günü tebriğinde bulunabileceğimi zannetmiyorum. Neyse ki tebrik gerekmiyor, senin gibi birinin mevcut olduğunu hiç düşünmediğim bu dünyada olduğun için teşekkür ederim…” diye belirtiyor Milena’sının doğduğu ve varlığı için teşekkürünü. O akşamı Milena için önemli olan yerleri gezerek kutluyor.
    Ama Kafka, sevdiğinin doğum gününde bu sözlerle yetinmiyor. Gün özel olunca Kafka da devam ediyor en özel kelimeleri seçip bu günün özeliğini ifade etmeye: “Bu arada, benim dine kabul hediyemin sen olduğunu biliyor muydun. (On üç yaşını dolduran çocuklar için bir dine kabul töreni yapılır.) Ben 83 yılında doğdum yani sen doğduğunda on üç yaşımdaydım, on üçüncü doğum gününde özel bir kutlama yapılır. Havrada çok zor ezberlediğim bir duayı atlara çıkarak okumuş, sonra evde yine ezberden bir konuşma yapmıştım. Ayrıca, bana bir sürü hediye de verilmişti. Ama hatırladığım kadarıyla hediyelerden birisi kayıp olduğu için fazla sevinmemiştim. Onu bulmak için 10 Ağustos’a kadar beklemem gerekti…”
    Böylesine devam eden bu aşk her zaman iyi yönde gitmiyor. Mesafeden midir yoksa yaşadıkları farklı ve zorlu hayatlarından mıdır, kırıyorlar da birbirlerini çoğu zaman. Milena mektubunda ne yazdı bilinmez ama Kafka bir mektubunda: “Beni bazen denemek istediğini yazmışsın, bu sadece şaka değil mi? Lütfen yapma bunu. Birini tanımak için çok çaba sarf etmek gerek, ama tanımamışsan hiç çaba sarf etmemişsin demektir.” Diyerek belirtiyor tepkisini. Ne kadar severse sevsin, mutlu olduğu zamanlarda unuttuğu bir gerçeği hatırladıkça üzüntüsü öfkeye dönüşüyor ve ona şu sözleri yazdırıyor: “Aksi taktirde bu yazışmalarımız daha önce tekrar tekrar olduğu gibi yine aynı şeyi, senin kocana kutsal, vazgeçilmez bir evlilik bağı ile bağlı olduğun sonucunu ortaya çıkaracak (o kadar öfkeliyim ki gemim son birkaç gündür rotasını kaybetmiş halde)…”
    Mektupların bitimine az kala Milena yine cevapsız bırakıyor Kafka’yı. Ve Kafka da sitemini: “Bu mektuba cevap almam yine on-on dört gün daha beklemem gerekecek, geçirdiğimiz onca zamanla karşılaştırılınca adeta terk edilmek gibi, değil mi?” diyerek ifade ediyor. Oysa Milena, Kafka ile buluşmasından sonra hastalığı için başka bir yere gitmek zorunda kalıyor, bundan kaynaklanıyor bu cevapsızlık. İki hastalık arasında kalmış bir aşk kelimelere sığınıyor. Öyle anlam buluyor. İkisi de birbirlerinin sağlıklarına kavuşmasını istiyor, birbirleri için tedirgin oluyor ve birbirleri için üzülüyor.
Bu mektuplar serisinin devamı olan Milena’ya Mektuplar – V çok yakında yine sizlerin huzurunuzda bu sayfada olacak. Sevdiklerinizi mektupsuz bırakmamanız umuduyla…


21 Ocak 2015 Çarşamba

Milena'ya Mektuplar - III

“Size nasıl geldiğimi dikkate alın Milena, otuz sekiz yıllık bir hayattan sonra, hiç beklemediğim anda, özellikle şimdi, böyle geç bir zamanda, umulmadık bir yol kavşağında sizi görüyorum Milena…”

Kafka ve Milena aşkını, o benzersiz mektupları ve korkularını bundan önce Milena’ya Mektuplar –I ve Milena’ya Mektuplar – II yazılarımda anlatmaya, alıntılar ile de o beyaz kağıtların nasıl bir aşka dönüştüğünü göstermeye çalışmıştım. Mektuplardaki “Siz”den “Sen”e geçişin verdiği mutluluğu ve heyecanı sizinle paylaşmıştım. Bu kez artık “Siz” yok ve hatta mektupların sonuna “F.Kafka” yazıp imza atmaktansa “Senin” yazıp göndermek var…

Milena’nın sevmekten vazgeçemediği bir eşi var, Kafka kadar çok sevdiği bir eşi. Bunu bir mektubunda “Haklısın, onu seviyorum. Ama F. Seni de seviyorum…” diyerek belirtmiş olacak ki, Kafka bu alıntı ile şu sözleri yazıyor: “-Haklısın, onu seviyorum. Ama F. Seni de seviyorum.- diye yazmışsın. Bu cümleyi dikkatle okuyor, özellikle “de” üzerinde duruyorum. Tümü doğru. Eğer doğru olmasaydı sen olmazdın ve sen olmasaydın ben nasıl olurdum.”

Ama işte Kafka’nın sevgisi engel tanımıyor ve buna rağmen Milena’nın gönderdiği resimle dünyanın en mutlu seveni olabiliyor. “Görevli mektubunu getirdi ve hemen merdivenlerde açtım –aman Tanrım içinde bir resim, asla yok olmayacak, bu mektubu yılın, tüm zamanların en iyi mektubu yapacak, harikulade, tamamıyla olağanüstü hissettiren bir şey.”

“Kalbimde içerisinde sen varken her şeye katlanabilirim, mektupsuz geçen günlerin korkunç olduğunu yazdıysam bile bu gerçek değil, sadece çok zordu.”

“Bugün gelen iki mektup gibi kısa, neşeli ve hazırlıksız, aniden yazılan mektuplar sanki (sanki, sanki, sanki) bir orman, yakalarının ucunda rüzgar, Viyana’dan bir manzara gibi. Seninle olmak ne güzel Milena…”



“Dünya tarihi boyunca benden daha iyi durumda olan bir imparator var mı? Odama giriyorum ve beni bekleyen üç tane mektupla karşılaşıyorum ve onları açmak, arkama yaslanmak ve böylesine şanslı, mutlu olduğuma inanmak dışında hiçbir şey yapmam gerekmiyor.”

“Benim mektuplarımın seni üzdüğünü söylemekte haksız mıyım? Ama haklı olmak neye yarar? Eğer senden mektup alırsam haklıyım ve her şeyim var, eğer almıyorsam ne hakkım ne hiçbir şeyim, hayatım bile yok demektir.”

“Bu şekilde saçmalıyorum, çünkü seninleyken her şeye rağmen çok iyi hissediyorum.”
“Bugün gelen sevgi dolu, neşeli, uğurlu mektup, nasıl olursa olsun tam bir kurtarıcı. Milena kurtarıcılar arasında.”

“Mektupların böyle gözlerimi görmez hale getirmesi çok ilginç Milena…”

Tüm bu sevgi dolu sözler sonrası ikinci buluşma için konuşurken buluyorlar kendilerini. Heyecanlılar ve bir o kadar tedirgin. Kafka’nın da Milena’nın da haklı korkuları yine var ve bunu şu sözlerle anlatıyor Kafka: “Son iki-üç mektuplar buluşmayla ilgili bu telaş nedir? Aslında mutlu olmalıyım ama olamıyorum çünkü mektuplarında gizli bir korku var, benim lehime veya bana karşı bir korku mu bilemiyorum ama buluşmak istemenle ilgili telaş ve acelede bir korku var. Ama ne olursa olsun ben böylesine bir fırsat doğduğu için mutluyum.”

“Ne zaman birbirimizi görebileceğiz artık? Neden adını bir buçuk saat içerisinde üçten daha fazla duyamıyorum?”

“Bu yüz yüze görüşmemizden önce alacağın son mektup olacak. Ve son bir aydır hiçbir şey görmeyen bu gözler, seni görecek…”

Buluşma gününü bu kadar heyecanla beklerken buluşmanın şimdilik iptal olması ve biraz daha bekleyecek olmaları Kafka’yı üzse de o kendini bir köstebeğe benzeterek şu sözleri yazıyor: “Sadece karanlıktan senin evine çıkan dar bir tünel bulduğum için çok mutluydum. Beni sana getirecek bu tünele tüm benliğimle attım kendimi ama karşıma aşılması imkansız lütfen –gelme kaya-sı çıktı, hızla kazdığım bu tünelden şimdi yine tüm benliğimle, bezgin bir şekilde geri dönmeli ve tüneli kapatmalıyım. Gördüğün gibi bu biraz üzüyor ama bu konudan bu kadar ayrıntılı olarak bahsedebiliyorsam çok da kötü değilim demektir. Sonuçta insan yeni tüneller kazabilir, ne de olsa eski bir köstebeğim…”

Belki yeni tüneller kazılacak ve mektuplar bir süre daha böyle devam edecek. Ama bu korku ve endişe sadece iki yıl dayanabilecek. Kafka’nın “Neyse ki Pazar günü beraber olacağız, beş-altı saat, konuşmak için çok az ama sessizliği paylaşmak için uzun bir süre.” Dediği ve beklediği buluşma Milena’ya Mektuplar – IV yazımda gerçekleşecek.

Kafka’nın Milena’sına dediği gibi; “Bu beyaz kağıtlar insanın gözünü yakıyor ve yaktıkça da daha fazla yazmaya neden oluyor…”


1 Mart 2014 Cumartesi

Milena'ya Mektuplar-II



Milena ve Kafka aşkından bahsetmiştim, o güzel mektupların iki yıl süreceğini söyleyip altı çizilmişlikler getirmiştim. İki yıl kimimizin hayatında çok da uzun bir dönem değildir belki, kimimiz için de geçmek bilmez bir hapis olur bilmeyiz. Ama Milena için bu iki yıl Kafka’nın aşkını okuyarak geçmiş, moral olmuş, sırdaş olmuş uzaklardan bir el. Kalbine oturan bir kelebek olmuş çoğu zaman. ‘Bir kalemin kağıt ile buluşması aşkı ne derece anlatabilir ki’ demeyin, yazarak güzel her şey, kalp kelamla dile gelir, kelam da kalemle… Her zaman yakındığım mektuplardan uzak büyümemiz belki bize bunu düşündüren. Sahi bir telefon uzağında olmak mı, bir mektup kadar yakınında olmak mı sevgi? Bunu cevapladığımız gün anlarız belki eskileri.

Edebiyat ciddi adamların harcı değildir yalnızca. Bazen içinde en zarif mizahı da barındırır. Kafka bir mektubunda rüyasından bahsediyor mesela. ‘Unutmuştum’ diyor, ‘adresini, şehrini, ilk harfi dışında ismini’ ve devam ediyor: “Bir zarfa M. Jesenska, altına da: ‘Mektubun sahibine iletilmesini rica ediyorum, aksi taktirde Maliye Bakanlığı büyük bir kayba uğrayacak’ yazmıştım. Böyle bir tehditle devletin tüm birimlerinin seni aramak için seferber olacağını umuyordum.” Bu kurnazca bir teşebbüsün rüyası. Bu rüyada bile Milena’yı arayan Kafka’nın rüyası…

Korku öyle bir duygudur ki, geri kalan tüm duyguları köreltir zamanla. Kafka’nın damarlarında dolaşan bitmek bilmez korkusunun, aşkına koyduğu setler gibi. Milena’ya yazdığı mektupları aşkı yazdırır bazen, bazense korkusu, misal bir mektubunda: “Bu mektup alışverişi artık sona ermeli Milena, insanı deliye döndürüyor, birbirimize ne yazdığımızı, ne cevap verdiğimizi bilmiyoruz ve sürekli bir tedirginlik içindeyiz. Seni çok iyi anlıyorum, gülümsemeni de görüyorum, gülümsemen ve kelimelerin arasında mektuplarını didik didik ediyorum ama sonuçta tek bir kelime, benim temel özelliğim olan tek bir kelimeyi duyuyorum: Korku…” Kafka’nın çaresizliği bu satırlar. Bahsettiği tedirginlikte hiç olmadığı kadar haklı. Milena evli ve eşini, Kafka’yı sevdiği kadar seviyor. Vazgeçemiyor ikisinden de. Mektuplar için farklı isim ve adres kullanıyorlar bazen.

“Bu mektupların önünde sonsuz bir mutlulukla oturabilirim, o mektuplar yanan başım için yağmur taneleri gibidir. Ama ne zaman diğerlerinden daha fazla mutluluk vermesi gereken mektuplar gelse Milena, hani şu ünlemlerle başlayan, bilmediğim korkunç şeylerle biten, o zaman alarm zillerinin titrediği gibi titriyorum, okuyamıyorum bu mektupları, doğal olarak daha sonra her halükarda okuyorum, su için kavrulan bir hayvanın su içmesi gibi okuyorum, sonra korku geliyor, hem de ne korku. Dünyadan tümüyle uzaklaşmak için titreyerek, altına girebileceğim bir mobilya arıyorum, mektubunda yarattığın fırtınanın pencereden uçup çıkması için dua ediyorum…”

Korkuya rağmen atılan adımlar değerlidir bazen. Kafka’nın, Milena’nın bulunduğu şehre gidişi de bu adımların ta kendisi. Mektuplarda uzun bir süre bunun planları yapılıyor. Mektuplaşmaları sırasınca yalnızca iki kez görüşüyorlar ve işte bunlardan ilki gerçekleşiyor. “Derslerini nerede verdiğini bilmemem ne kötü, seni saat beşte orada bekleyebilirdim (bunu her halde daha önce şu cümleye yakın bir yerde bir masalda okumuş olmalıyım: Ve bundan sonra sonsuza dek mutlu yaşadılar…)” Yani anlayacağımız; Kafka için masaldan farksız bu buluşma.

“Dünyanın herhangi bir yerinde benim ihtiyacımı karşılayabilecek kadar çok sabır var mıdır Milena?”

“Milena, Milena, Milena bugün başka bir şey yazamıyorum. Ama yazacağım. Bugün Milena, endişe, bitkinlik ve sensizlik var (sonuncusu yarın da olacak).”

“Yanımda yürüyordun, bir düşünsene yanımdaydın.”

“İnsanlar sürekli geliyorlar ve beni senden uzak tutmaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar, hiç kimse hiçbir zaman, değil mi Milena?”
Milena ismi Çekçe’de Milenka’nın kısaltılmış halidir. Ve bu kelime ‘sevgili, bir tane’ anlamına gelir. Kötü düşünmüş gibi olmayayım ama, Kafka bir mektubunda bunu söyledikten sonra Milena’ya ismiyle daha çok hitap ediyor bence.

“Sayfa Sonu Notu: Her şeye rağmen, mutluluktan ölünebiliyorsa, o zaman kesinlikle bu şekilde öleceğim. Ayrıca, ölüm döşeğindeki birisi, mutluluk sayesinde hayata tutunabiliyorsa o zaman ben de hayatta kalacağım.”

“Prag’da hava biraz kasvetli, henüz bir mektup da almadım, içim biraz daraldı. Elbette hemen bu mektubun cevabının gelmesi zaten imkansız ama gel bunu kalbime anlat.”

“Milena, lütfen beni yanlış anlama, seninle ilgili asla bir endişem yok –bu sadece bir tür zayıflık, kalbin keyifsizliği ama her halükarda o kalp ne için attığının farkında… Gözlerini gözlerimde görerek her şeye katlanabilirim: Uzaklık, korku, üzüntü, mektupsuzluk.”

“Dün her gün bana yazmamanı telkin etmiştim, bugün hala aynı fikirdeyim, bu ikimiz için de daha iyi olacak ve bu nedenle bir kez daha ve bu sefer daha ısrarlı bir şekilde aynı telkinde bulunuyorum –ama lütfen beni dinleme ve bana her gün yaz Milena, çok kısa olabilir, bugünkü mektuptan da kısa olabilir, iki satır da, bir satır da hatta tek kelime bile olabilir ama onlarsız kalırsam çok acı çekerim.”

Mektuplar böyle devam ediyor. Kafka sevgisini bunlar ve benzeri onlarca sözle her mektubunda belli ederken, nasıl olur da korkuya yenik düşüp bitirecek? Günümüz dizilerinin sonu gibi oldu belki bu cümle ama bunun da devamı gelecek. Milena’ya Mektuplar-III bu kez aşkla değil vedalarla postacıya verilecek…


17 Şubat 2014 Pazartesi

Milena'ya Mektuplar-I


Kafka ve Milena’nın imkansız denecek uzaklıktaki aşkı bu satırlar. Aşk denebilir mi tartışmaya açık ama bir sevginin eseri bu mektuplar. Görmeden, kilometrelerce uzağa duyulan, engel tanımayan bir sevgi örneği. Ve eski zamanların en güzel, en özlenesi hatırası olan mektuplaşmalar.

Bu kitap bir vasiyetin reddedilişi, Kafka’nın yakılmasını istediği ama arkadaşının bu satırları yok etmeye kıyamadığı, bir yolunu bulup günümüze kadar gelen mektuplar bunlar. Milena’nın vasiyeti yerine getirilmiş bir bakıma, kitap yalnızca Kafka’nın mektuplarından oluşmakta fakat bu aralarındaki sevgiyi anlamamıza yetiyor. Peki kim bu Kafka? Kim bu sevgili bayan Milena? Nerede kesişmiş yolları?

Franz Kafka; 1883 yılında Prag’da doğdu. Tüm iş yoğunluğuna rağmen edebiyatı öyle sevdi ki buna ayırdı işten kalan vakitlerini, en çok da onu uykusuzluğa iten gecelerini. Yaşadığı uykusuzluk ve yorgunluk bir takım sağlık problemlerine neden oldu. Bu sağlık problemleri arttıkça yerini şiddetli baş ağrılarına ve sinir bozukluklarına bıraktı. Depresyon teşhisinden sonra konuldu verem teşhisi. Kafka bunu hiç kabul etmedi ama bu hastalık gün geçtikçe onun erimesine neden oldu. İşte tam böyle bir anda geldi Milena’nın mektubu, ilaç gibi.

Milena Jesenska, 1896 yılında Prag’da doğdu. Kendisi on üç yaşındayken kaybettiği annesinin eksikliği, babasının ilgisizliği derken kısa süreli bunalımlara neden oldu Milena’da. Edebiyata olan ilgisi o dönemin yazarlarından oluşan çevreye yöneltti ve orada tanıştı eşiyle. Ernst Pollak ile evlenmesi babasıyla arasındaki bağları tamamen kopartmış olsa da Milena bu evlilikte mutlu olacağına inandı. Fakat eşiyle de yaşadığı sıkıntılar onu yeniden bunalıma itti. Bu süreçte makaleler yazarak ve meşhur yazarların eserlerini çevirerek sürdürdü geçimini. Bu noktada başladı Kafka ile mektupları.


Başlangıçta yalnızca Kafka’nın kitaplarını çevirmek isteyen Milena’nın soruları yer aldı mektuplarda. Fakat bu konuşmalar yerini samimiyete bıraktı zamanla. Yeri geldi ‘Siz’den ‘Sen’e geçişin bile ayrı anlamları ve mutlulukları oldu. Kafka, Milena ile tanıştıktan sonra nişanlısından ayrılsa da Milena, Ernst ile evliydi. Bunun verdiği korku ve kırgınlık mektuplara hep yansıdı. Kafka için Milena’nın mektupları o kadar değerliydi ki, gün geçtikçe mektuplarını çoğalttı, bir günde iki mektup gönderdiği zamanlar dahi oldu.

Mektuplar o dönemin sosyal ve ekonomik yapısını da anlatır fakat ben mektuplardaki aşk üzerine değineceğim. Kafka’nın güçlü sevgisini, onun dilinden, mektuplarından alıntılarla anlatmaya çalışacağım. Altı çizilmişlikler getiriyorum size Kafka’dan, en Milena dolularından. Hasret kaldığımız mektuplardaki o zarifliği her satırda anlamak mümkün. İşte Kafka’nın mektupları:

v  “Kalbimin bir köşesinde sizin için küçük bir kırgınlığın bulunması dengeyi sağlayacağı için neyse ki bu kızgınlık olumsuz bir durum değil…”
v  “Sevgili Bayan Milena, günler o kadar kısa ki, sizinle ve önemsiz birkaç ufak işle hemen bitiveriyor. Gerçek Milena’ya yazmak için neredeyse hiç zaman kalmıyor ama daha gerçek olanı bütün gün buradaydı; odamda, balkonda, bulutların arasında…”
v  “Bir mektup, bir tek haber yetmiyor mu? Tabii ki yeter, ama başımı arkaya yaslayıp mektupları yudumlamak, durmadan içmek istiyorum. Bunu bana açıklayın öğretmen Milena…”
v  “Birazcık yönümü kaybettim ama bana eşlik ediyorsanız önemli değil, o zaman ikimiz de kaybolmuş oluruz…”
v  “İnsanlar birazcık mutlu oldukları anlarda boş konuşabilirler…”
v  “Bu kadar yeter, bitmek bilmeyen bu beyaz kağıtlar insanın gözünü yakıyor ve yaktıkça da daha fazla yazmaya neden oluyor…”
v  “Mektubunuzu almak ve uykusuz bir kafayla cevap vermek zorunda olmak ne güzel. Ne yazacağımı bilmiyorum, yalnızca satırların arasında dolaşıyorum, gözlerinizin ışığı altında, güzel bir gün gibi hissettiren…”
v  “Size nasıl geldiğimi dikkate alın Milena, otuz sekiz yıllık bir hayattan sonra, hiç beklemediğim anda, özellikle şimdi, böyle geç bir zamanda, umulmadık bir yol kavşağında sizi görüyorum Milena…”
v  “Ne güzel yermiş burası. Aman Tanrım, Milena, keşke siz de burada olsaydınız, ah benim zavallı, akılsız kafam. Ama sizi özlediğimi söylesem yalan söylemiş olurum: Bu en kusursuz, en acı verici büyü, buradasınız, en az benim olduğum kadar buradasınız; ben neredeysem benim varlığımdan daha fazlasıyla siz de oradasınız…”
v  “Yeraltında mışıl mışıl uyurken bunları ortaya çıkarmaya ne gerek var ki? Bunlar sıkıntı ve üzüntü verici şeyler, insanı da aynı yönde etkiliyorlar. İki saatlik yaşam iki sayfalık yazıdan daha iyidir diye emin olmayın, yazı yoksuldur ama daha temizdir…”
v  “Kasvetli bir sessizlikti ama söz konusu siz olduğunuz için çok üzücü değildi…”

Alıntılar bu zariflikte ve bu sevgiyle bir süre daha devam edecek fakat sonrasında ne yazık ki Kafka’nın huzursuzluğu ve korkuları mektupların bitmesine neden olacak. İki yılın ardından, mektupla başlayan aşk yine mektupla sona erecek… Ve benim Kafka’dan seçtiğim altı çizilmişliklerim, en kısa zamanda devamı gelecek…