Translate

Dipnot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dipnot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2014 Pazar

Şiir Miktarınca



Hayatlarımızın üzerinde durup birer şiir okumalıydık tüm özlemlere, sonra unutup tüm kelime anlamlarını, sıradaki şiiri armağan etmeliydik geleceğimize. Ama bir şiir miktarına sığmalıydı her şey, ve değişmeliydi dizeler misali gerçekler. Şaire küsmek yakışmaz zira biraz kırgınım, hepsi bu…

İtiraf ediyorum kendime, bir şiir miktarı aldığım nefes ve bir şiir kadar uzakta sevdiklerim. Bir şiir kadar meşgul ve bir o kadar yalnızız kalabalığımızda. Bir şiir dinletircesine duyuramadım belki kendimi. Sesim çıkmasa da şair duyar zira biraz yorgunum, hepsi bu…

18 Şubat 2014 Salı

Uzaklara...


Uzaklarsa bulunmak istediğin yer, tanımak istediğin insanlar hep oradaysa, huzuru bulabilir misin buralarda?

Ne kadar çabalarsan çabala, olmak istediklerin gibi olmak mümkün mü bu diyarda? Sahi kaç vedadan sonra yabancılaşır insan, kaç ‘hoşçakal’a saklı unutmak eylemi.

Sessizce olmalı. Özlemek de, sevmek de sessizce kemirmeli içini. Şikayetler sükuta dönmeli belki, belki de sen gizlenmelisin kalabalığın ardına. Yalnızca kağıt ile kalemi al yanına. İstemediklerini yaşamaktansa, isteklerini karala.

Tüm bilinmeyenlere rağmen çabala. Girme uzaklarla münakaşaya. Hem mümkün mü ki rekabet gözün görmediği yollarla? Gönlüne katlanabileceği sonlar hazırla. ‘Göz görmeyince gönül katlanır’ın kölesi ol hatta.

Uyumlara saplanma. Bu yazının sonunda, yazan da pişman şiirselliğinden, yadırgama. Maksat okunmak değil, yalnızca yazmak. Hem dedim ya ‘yalnızca kağıt ile kalemi al yanına…’

1 Şubat 2014 Cumartesi

İlk Özlenecekler Listesi



Özlemek… Kaç bilinmeyene sığardı bu eylem? Kaç işlemden geçerdi kabuk bağlayamayan bu yara? Geçer dedikçe derine inen ve zamana bıraktıkça sadece avunduğumuz –avutulduğumuz belki- en çok da kandırıldığımız, geçmeyeceğini bile bile kaybetmediğimiz, kaybedemediğimiz o yaman duygu. Uzaklara mı bilinmez ama bolca özlem duyarız kalbimizde. Penceresinden seyre dalıp masaldan alınma hayatları düşlermişçesine, inanarak uzaklarda var olan bir kahramana, bekleriz öylece. Öznesi olmayan özlemler biriktiririz ceplerimizde. Yeri gelir kendimizi bile özlemez miyiz? Neşeli hallerimizi, çocukluğumuzu… Sizi bilmem ama geleceğimi özlüyorum ben bazen. Günlük koşuşturmalar, sorumluluklar derken bugünümüzü sevmeye, yaşamaya, yenilik katmaya fırsat bulamıyoruz hiç. ‘Anı Yakala’ felsefesini öyle derine gömmüşüz ki, sıradan iki kelime olarak yer etmiş bizde. Bundan öteye gidemiyoruz. Geçmişe dönmenin imkansızlığını bilmek de geleceği özletiyor bana. Adı hayal ya da plan, bana göreyse hedef. Şimdi uğruna çabaladığım ve en iyisi için uğraştığım geleceğim, olmak istediğim yerler, tanımak istediğim insanlar, okunacak ve gezilecekler listem… Bunun umudu yetiyor bazen adımlarımı daha emin atmama. Zira özlemime yakışır bir gelecek için tüm bu koşuşturma.

Ve ben özlüyorum hala… Ne sadece benliğime bu özlem, ne de uzaklara. Yeri gelir en yakınını bile özlemez mi insan? En acısı da bu değil midir? Yanındakileri özlemek… Sanırım geleceği fazla hesaba kattığımdan olacak, gelecekte kaybetme korkusu özletiyor yanımdakileri. Çocukça ya da bencilce ama gözümün görebildiği yerlerde olsun istiyorum hepsini. Bunun için aldığım kararlarda gerçek beni bulamamak, ferdi karar verememek belki, ya da adını siz koyun. Ama bir gün uyandığınızda ‘kaybetme korkusu’ denilen o kuvvetli duyguyla başlayın güne. Bazı uzaklıklar sizin elinizde değildir, ‘hadi özledim gidip göreyim’in çok uzağındadır bazı yollar, adına siz ölüm deyin ya da bambaşka bir şey ama bunu unutmadan bakın sevdiklerinize. Bir kalbi kırmadan önce hatırlayın bu kelimeyi. Resti çekip gitmek kolay, döndüğünüzde geri bulmanın garantisinin olmadığını düşünmeyecek kadar kolay. Üç günlük dünya dediğiniz bu yaşamı zehir etmenin alemi yok. Geleceğimizin dünlerini iyi hatırlamak adına sevdiklerimizle geçirdiğimiz anlar, kıymetini bilmemiz gereken en önemli zaman dilimleri aslında. Bunu unutmamanız umuduyla… 

24 Aralık 2013 Salı

Güne Dipnot...



   İliklerine kadar sessizlik...
   Huzuru getiren durağanlık ve yormayacak sakinlik...
   Kitap kokusu...Sayfalarca bilgi...
   Kütüphanelerde hayatın hep farklı işlediğini düşünürdüm. Günlük koşuşturmalarımızdan uzak olmanın verdiği mutluluğun bir mekanıdır aslında. Şehrin gürültüsüne inat hala "kafa dinlemeliyim." ihtiyacını giderebileceğimiz küçük kitap depolarımız. 
   "Yağmuruna yakalanmadığın bir şehre ait olamazsın." diye doğruluğuna inandığım bir söz okumuştum. Ve şimdi buna eklenmesi gereken bir söz daha var bence: "Kütüphanesine gidip huzuru içine çekmediğin bir şehre ait olamazsın asla..." 
   Bu satırlardan da anlaşılacağı gibi günüm kitap dolu bir gündü. Sayfalar arasında kendimi kaybetmeyi çok istesem de koşuşturmalar, sorumluluklar buna hep engeldi. Bizi bekleyen satırlar gizli raflarda. Yaşanmışlıklarla dolu kitaplar. Kim bilir sizden önce kaç el gitti o kitaplara ve kimler tarafından okundu. Düşüncesi bile güzel. Bilmediğimiz, tanımadığımız insanlar tarafından aynı satırlara göz gezdirmenin tarifsiz mutluluğu. Eski kitaplardaki tarih kokusu.
   Güne dipnot: 
"Hiç bir gemi, bizi kitap kadar uzaklara götüremez..." /Yunus Emre/